Dünya Yaşasın Derneği’nin temel amaçları doğrultusunda uygulama alanı olarak hayata geçirilen MoniBostan, Ankara İli Gölbaşı İlçesi Ballıkpınar Mahallesinde 16.616 m2 alan üzerinde kurulmuş bir ekolojik çocuk kampüsüdür. Dünya Yaşasın Derneği ve MoniBostan’ın temel amaçları iki başlıkta özetlenebilir.
Ankara bozkırında başka bir tarımın mümkün olduğunu birlikte deneyimlemek
Başta çocuklar olmak üzere insanların doğa ile kopan bağlarının yeniden kurulması
Birbirinden beslenen bu amaçları gerçekleştirmek için 2019 yılında hayata geçirilmeye başlanan MoniBostan ekolojik çocuk kampüsü örneği, yaklaşık 5 yıllık kolektif düşünce ve kolektif emeğin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bütüncül bir yaklaşımla tasarlanan kampüs kadastro yolu ile bölünmüş iki ayrı bölümden oluşmaktadır. 7.344 m2 yetişkinlerin kullanımına ayrılmış ve yapılandırılmıştır. 9.272 m2 alan ise çocuklar için ayrılmış ve doğa temelli eğitim prensiplerine uygun olarak yarı yapılandırılmıştır.
Yapılan çalışmaların çerçevesini açıklayabilmek için temel amaçları, bu amaçlara bağlı hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için yapılan faaliyetleri iki temel Başlıkta açıklayabiliriz.
1) Ankara bozkırında başka bir tarımın mümkün olduğunun birlikte deneyimlenmesi
İnsanın buğdayı evcilleştirilip yerleşik hayata geçişinden bu yana yaklaşık 12.000 yıl geçmiştir. 12.000 yıl boyunca toprak, bitki, insan ve hayvanlar arasındaki ilişki karşılıklı faydaya dayanan ve birbirini besleyen simbiyotik bir ilişkiydi. Ancak insanın vahşi müdahalesi ile son 80 yılda bu ilişkinin tüm taraflarına zarar veren bir süreç yaşandı. Bitkinin beslenmesi ve daha fazla verim verebilmesi adına 1940 lardan itibaren toprakta bulunan ana elementler olan azot, fosfor ve potasyum granül halinde toprağa verilmeye başlandı. Bitkilerin topraktaki elementleri ihtiyacı olduğu kadar ve ihtiyacı olduğu zaman almasını sağlayan şey toprak üzerinde fotosentez, toprak altında ise mikrobiyal yaşamdır. Ana elementlerin yanı sıra ikincil elementler ve 100 den fazla iz element de, toprakta bulunan mantarlar, protozoalar, eklembacaklılar ve onlarca çeşit milyarlarca canlı tarafından kökleri aracılığı ile ulaştırılır. Mikroorganizmalar toprak organik maddesinde yaşarlar. Organik maddedeki karbondan enerji, azottan protein üreterek hayatta kalır ve çoğalırlar. Bunu yaparken organik maddeyi ayrıştırırlar (dekomposizyon). Ayrıştırma süreci, yaşayan bitkiler için gerekli elementlerin bitkilerin kökleriyle alabilecekleri formda açığa çıkmasına sebep olur. Granül halinde elementlerin toprağa verilmeye başlanmasıyla, öncelikle bitkinin alamayacağı formda olan elementlerin bir kısmı havaya, bir kısmı yer altı sularına karıştı ve geriye kalanı ise toprakta bağlı element olarak kaldı. Bitki ise bu elementlerin yalnızca %4 ila %6 sını alabildi. Uzun vadede bu süreç topraktaki toplam organik maddenin azalmasına neden oldu.
Toprak organik maddesi; Fiziksel olarak, topraktaki kırıntılanlamayı sağlar, su filtresi görevi görür, toprakta hava tutar ve üst tabakanın yıkanmasını önler, su tutma kapasitesini arttırır, killi toprakların yapışkanlığını azaltır, toprak yüzeyinde tabaka oluşumunu engeller. Kimyasal olarak, toprağın katyon değiştirme kapasitesini (CEC) arttırarak kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi pozitif iyonlu minerallerin tutulmasını sağlar, toprağın ani PH değişimlerine direncini arttırır (buffering capacity), toprak minerallerinin bitkilere hazır duruma gelmesine yardımcı olur. Biyolojik olarak, toprakta yaşayan organizmalar için besin sağlar, toprak biyolojik çeşitliliğini ve aktivitesini arttırarak hastalık ve zararlıların baskılanmasını sağlar, mikroorganizma aktiviteleri sonucunda toprakta oluşan gözenekleri arttırır. Ayrışan organik maddeden mikroorganizmaların açığa çıkardığı, bitkilerin alabileceği besin maddelerini sağlar. Ülkemizin topraklarının organik madde ortalaması %1,59 dur. Oysa sağlıklı bir toprakta bulunması gereken organik madde oranı %4 civarındadır. Toprak organik maddesi, başta bitkiler olmak üzere her türlü canlının çeşitli ayrışma seviyelerindeki kalıntılarından oluşur diyebiliriz. Kimyasal olarak topraktaki organik maddenin %58’inin karbon olduğu varsayılır.
Toprakta bulunan elementleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
Mineral olmayan elementler: Hidrojen(H) , Oksijen(O), Karbon(C)
Birincil mineral elementler: Azot(N), Fosfor(P), Potasyum(K)
İkincil mikro elementler: Bor(B), Bakır(Cu), Demir(Fe), Klor(Cl), Mangan(Mn), Molibden(Mo), Sodyum(Na), Nikel(Ni), Çinko(Zn)
Faydalı mineraller: Kobalt(Co), Silikon(Si)
İz elementler: 100 den fazla
Kimyasal gübrelerle topraktaki organik madde azaldıkça bitkilerin bağışıklık sistemi de zayıflamaya başladı. Dolayısı ile bu durum besin zincirindeki tüm canlıları etkiledi. Bağışıklık sistemi zayıflayan bitkiler dışardan gelen zararlılara ve hastalıklara karşı da savunmasız kaldılar. Bir savunma aracı olarak geliştirilen zehirle zararlıları yok etme politikası devreye girdi ve bitki sağlığından insan ve hayvan sağlığına kadar toptan canlı sağlığını olumsuz etkileyen bir zehir endüstrisi doğdu. Zararlıları öldüreceği ve diğer canlılara zarar vermeyeceği iddia edilen pestisitlerle hem bitkiler daha da savunmasız hale geldi hem de insanlar için kronik hastalıklarda artışın başlamasının en önemli sebeplerinden birisi oldu.
Kökleri kimyasal malzemelerin içinde, gövde ve yaprakları zehirli pestisitlerle kaplı bitkiler bu işkenceye dayanamayınca, bu bitkiler işe yaramaz, ıslah edelim, dediler. Tohum üretim şirketleri kuruldu, farklı çeşitler karıştırıldı, oluşturulan hibrid tohumlar her yere gönderildi, kuzey, güney, doğu, batı demeden az sayıda hibrid tohum her yere ekilmeye başlandı. İnsanoğlunun sofrasına yapay hibridler de eklendi, fakat bu defa bitkiler aleminde başka sorunlar çıktı.
O zaman bu bitkilerle, hibrid bile olsa olmuyor dediler. Yeni baştan yaratalım, bizim bitkilerimiz olsun, biz nasıl istersek öyle davransınlar dediler ve bitkilerin genlerini yeniden yapılandırmaya başladılar. Sorun çıktıkça biraz daha değiştirdiler bitkilerin yapı taşlarını ve daha da büyüdü sorunlar.
Zincir kırılmıştı bir kere ve bir yanlışı, bir başka yanlışla düzeltmek mümkün değildi. Oysa sorunların çaresi gözümüzün önünde, ayaklarımızın altındadır. Toprak salt bitki köklerini barındıran bir ortam değildir, toprak canlıdır, büyük bir çoğunluğu mikroorganizmalardan oluşan onbinlerce farklı türü bir arada, kendince bir denge içerisinde barındırır. Toprağı yeniden sağlığına kavuşturduğumuzda zincir tekrar kurulacak. Yapmamız gereken sadece doğayı taklit ederek toprağa olumsuz etki etmek yerine canlılığı artıracak olumlu müdahalelerde bulunmaktır.
MoniBostan’ da insanların endüstriyel tarımın zararları ile ilgili farkındalıklarının artması, hem üretim biçimi olarak hem de dağıtım ve paylaşım biçimi olarak alternatiflerinin yaratılması için çalışmalar yürütülmektedir.
Monibostan’ da yürütülen çalışmaları, hedefleri ve faaliyetleri aşağıda alt başlıklarla aktaralım.
1.1) Ekolojik yöntemlerle zehirsiz tarımsal gıda üretimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması
MoniBostan’ da 2019 dan itibaren iki yıl geçiş dönemi ile başlayan sertifikasyon süreci gerekleri yerine getirilerek tamamlanmış ve tüm tarımsal üretimler 2023 yılından itibaren organik sertifikalı olarak yürütülmektedir. Ekolojik, doğa dostu ve zehirsiz kimyasal gübresiz üretimin mümkün olduğunu göstermek amacı ile yapılan tüm çalışmalar ve elde edilen deneyimler kamuoyu ile çeşitli yöntemler aracılığı ile paylaşılmıştır. Ülkemiz ve dünyanın çeşitli yerlerinde elde edilmiş olan yerel yadigar tohumlardan Ankara yereline uyum sağlayan çeşitler geliştirilerek sağlıklı ve bağışıklık sistemi güçlü bitkiler yetiştirilmiştir. Yadigar tohumların özellikle Ankara yerelinde üretim yapılması uygun olanları her sene sonunda düzenlenen tohum paylaşım etkinlikleri ile Ankara’lı üreticiler ile paylaşılmıştır. 2019 öncesi konvansiyonel tarım yapılan ve yıllardır kimyasal gübre ve pestisite maruz kalmış topraklarda canlılığı artırmak için çeşitli pozitif müdahale yöntemleri kullanılmıştır. Solucan gübresi kullanımı, bitki çayları ile besleme, biochar yapımı, kompost yapımı, leonardit ve zeolit takviyesi, baklagil ekimi ardından erken biçme ile azot takviyesi ve mübadele gibi onarıcı tarım yöntemleri ile topraktaki organik madde oranı artırılmıştır. Alanda üretim yapılması için yapılan yadigar tohumdan fideler, 2022 yılından itibaren yöre insanının hibrit tohum kullanımını azaltmak ve sürdürülebilir tarım yapmasının desteklenmesi amacı ile satışa sunulmuş, halen her sene satışı yapılmaya devam etmektedir. Kampüsün bulunduğu Ballıkpınar mahallesinde her geçen yıl ailelerin kendileri için yaptıkları sebze üretimi azalmakta idi. Hem MoniBostan’ da yapılan üretimlerin sonuç vermesi ve deneyim sonuçlarına kolay ulaşım, hem de yadigar fidelerin kullanılması sonucunda son üç yıldır mahallede tespit edilebilir biçimde ailelerin sebze üretimleri artmıştır. Minimum ekolojik ve karbon ayak izi ile yapılan üretimler yöre halkına da örnek teşkil etmiş ve temiz gıda üretimi artmıştır. Her sene topraktaki canlılık arttıkça bitki koruma yöntemlerine olan ihtiyaç da azalmış ve daha az dış girdi ile kendi kendine yeten üretim modeline dönüştürülmüştür. Organik atık yönetimi için çeşitli kompost yapım çeşitleri denenmiş, atık çeşidi ve yerine bağlı olarak bu yöntemlerin hepsi uygulanarak hem dış girdi hem de çıktı minimuma indirilmiştir.
1.2) Gıda üretim, dağıtım ve tüketim zincirinde ekolojik, adil ve sürdürülebilir yöntemler oluşturulması, savunulması ve yaygınlaştırılması.
MoniBostan’ da Üreticiler ile tüketicilerin doğrudan temasta olduğu, hem doğa için hem insanlar dahil tüm canlılar için olabildiğince adil, ekolojik ve sürdürülebilir yöntemlerin bütünü olan agroekolojik üretim benimsenmiştir. Bu çerçevede öncelikle sağlıklı ve doğa dostu yöntemler kullanılarak üretim yapılması ilke edinilmiş, ardından üretimlerin tüketicilerle buluşmasının yöntemleri araştırılmıştır. ODTU öğrencileri ve öğretim üyelerinin kolektif çalışması sonucunda yaklaşık 20 yıldır başarı ile sürdürülen Güneşköy örneği MoniBostan’ın tarımsal üretimi ve paylaşımı için ilham kaynağı olmuştur. 2021 yılına kadar Güneşköy tarafından sürdürülen Topluluk Destekli Tarım uygulaması aynı biçimi ile yine Güneşköy ekibinin katkısı ve desteği ile MoniBostan’ da devam ettirilmiştir. 2022 yılında yapılan çağrı ile 32 aile destekçi olmuş ve 20 hafta boyunca kent merkezinde belirlenen 4 noktaya paketler teslim edilmiştir. 2023 yılında kampüse çocukların ve ziyaretçilerin de gelmeye başlaması ile ürünlerin kampüs dışına çıkan miktarı azalacağı için destekçi sayısı 15 aile ile sınırlandırılmış ve yine 20 hafta boyunca başarı ile yürütülmüştür. 2024 yılında ise çocuklarla yapılan çalışmalarla kampüste vakit geçiren çocukların sayısı ve süresi arttığı için ürünlerin kampüs dışına çıkmasına gerek kalmadan tüketilmesi öngörülmüştür. Misafirlerin hem taze sebze ürünlerini, hem de geleneksel yöntemlerle işlenmiş gıdaları tüketebilmeleri için bir Eco-Cafe hayata geçirilmiştir. Bu sayede daha çok kişinin üretilen ürünlerden faydalanması hedeflenmiş, karbon ayak izi de minimuma indirilmiştir.
1.3) Doğa okuryazarlığı ve tarımsal alanda üretilen bilginin yaygınlaştırılması
MoniBostan’ da üretilen bilgi ve elde edilen deneyimin paylaşılabilmesi ve yaygınlaşabilmesi için çeşitli yöntemler uygulanmıştır. Öncelikle “Ankara’da Başka Bir Tarım Mümkün” başlığı altında 4 adet forum gerçekleştirilmiştir. Forumlara katılım için açık çağrı yapılmış, ilgili alanda söz söyleyen, bilgi üreten, üretim yapan ve yapmak isteyen onlarca kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Güneşköy kooperatifinden İnci Gökmen ve Ali Gökmen kolaylaştırıcılığında gerçekleştirilen forumlarda agroekolojik ilkelerle üretimin yaygınlaştırılması hedeflenmiştir.
Her sezon ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde yetişkinlere dönük çeşitli konularda günlük ya da periyodik eğitimler içeren atölyeler düzenlenmektedir. Alanında uzman kişilerin yürütücülüğünde aşağıda sıralı konularda çok sayıda atölye gerçekleştirilmiştir.
Mutfak Atölyeleri
Bilgi Paylaşım Atölyeleri
Beceri Atölyeleri
Tarım Atölyeleri
Ekolojik Okuryazarlık Atölyeleri
Hareket Atölyeleri
Sanatsal Gelişim Atölyeleri
Bedensel Gelişim Atölyeleri
Düşünsel Üretim Atölyeleri
65 m2 ve 25m2 kapalı alanlar ve mevsimsel hava koşullarına bağlı olarak dizayn edilmiş olan açık alanlarda düzenlenen atölyeler açık çağrılı kişilere ya da kapalı gruplara dönük düzenlenebilmektedir.
Çalışmaların daha geniş kesimlere duyurulması amacı ile sosyal medya ve web sitesi üzerinden bilgilendirmeler yapılmış, yükseltilmiş yataklar başta olmak üzere kapalı ve açık alanlarda yapılan üretimlerdeki denemelerin sonuçları paylaşılmıştır. Alan ziyaretine gelen kişi ve gruplara deneyim paylaşımı yapılmakta olup karşılıklı bilgi alışverişi ile deneyimlerin aktarımı sağlanmaya çalışılmıştır.
2) Başta çocuklar olmak üzere insanların doğayla kopan bağlarının sağlıklı bir şekilde yeniden kurulması.
4,5 milyar yaşındaki koca dünya ile 300 milyon yıllık kısacık hayatımızda sürdürdüğümüz insan doğa ilişkisi son yüz yılda baş döndürücü bir hızla değişmektedir. Endüstriyel devrimle birlikte başlayan, insanın doğaya olan yabancılaşması teknolojik devrimlerle birlikte daha da derinleşmiştir. Sanayi devrimine kadar insanın yaratıcılığını besleyen insan – doğa ilişkisi son yüz yıllık süreçte yabancılaşmanın derinleşmesi ile önce romantik bir bağlılığa, ardından da elektronik ayrılığa dönüşmüştür. İnsan doğa ilişkisinin en önemli aracı toprak ve tarım iken endüstriyel tarımın gelişimi ile son 70 yılda aşama aşama toplumsal ve bireysel olarak yiyeceklerimizin kaynağı ile bağımız da koptu. Kent tasarımlarında yapay doğanın ortaya çıkışı ile birlikte doğa insan ilişkisine bir yapay set daha çekilmiş oldu. Tarım alanlarının kentlerden uzaklaşması ile birlikte özellikle şehir yaşamında son kuşakların toprak ile bağı iyice zayıfladı. Bu durumdan en çok etkilenenler ise her dönemin çocukları oldular.
Doğa, artık çoğu insan için ulaşılamaz uzakta ve soyut bir kavram, birçok insan için tüketilip atılacak bir tüketim nesnesi iken bazı insanlar içinse herhangi bir amaca ulaşabilmek için araçsallaştırılmış bir zemin. Oysa doğa nihai olarak insanın evidir. Bugünkü eğitim sistemi insan merkezli bir bakış açısıyla kurgulandığı için insanın doğaya yabancılaşmasına hizmet etmektedir. Kolektif ve dayanışmacı bir birlikte yaşam yerine bireyci bir yaşam övgüsü içeriyor. Başarı ve kariyer odaklı, pratikten yoksun teorik ağırlıklı ve ezbere dayalı bu eğitim sistemi kendi bilgi seviyesinden habersiz nesiller yetiştiriyor. Doğadan kopuk bu eğitim sistemi nesillerin duygularının zihinlerinden ayrışmasına yol açıyor. Dolayısı ile her şeyi bildiğini sanan ancak yiyeceklerinin kaynağından habersiz yetişen çocuklarımızın yabancılaşması derinleşiyor.
Doğaya olan yabancılaşmanın başta çocuklar olmak üzere insanlara getirdiği ciddi olumsuz sonuçları bulunmakta. Şehir yaşamında bu kadar uyaranın olduğu bir düzlemde her şeyi duyarken hiçbir şeyi duymayan, duyuları zayıflayan, dolayısı ile dışarıdan gelecek olumsuz etkilere karşı daha savunmasız insanlar haline dönüşüyoruz. Hayatın içinde yaşamak yerine onu arabanın, trenin, uçağın, evin, okulun penceresinden bir dış izleyici olarak izliyoruz. Oysa hayatı tam olarak hissedip yaşayabilmek için duyularımızın etkinliğinin olabildiğince açılmış olması gerekir ki bunun için de doğa ile kurulan bağların güçlenmesi gerekir. Duyular, çocukların birincil savunma aracıdır ve duyuların gelişimi doğa ile temas ile doğru orantılıdır. Doğada bulunmak ve doğayı tanımak çocuklara içgüdüsel bir özgüven kazandırır.
Son 20 yılda teknolojide ve iletişim araçlarında yaşanan inanılmaz hızlı gelişim hepimizin gündelik yaşam alışkanlıklarını değiştirdi. Kapitalizmin bu teknolojik gelişimi tüketim ekonomisinin bir aracı haline dönüştürmesi ile hayatımızı kolaylaştıracağı öngörülen bu gelişmeler yeni ve daha yapay bağımlılıklar oluşturdu. Bu süreçte ebeveynler, çocukların teknoloji ve onun araçları ile kurdukları bağın çok önemli olduğuna inandırıldı. Oysa dolaysız doğa deneyimi sayesinde edinilecek keşifler ve gelişecek yaratıcı el becerileri çocuklar için geleceklerinin tasarlanmasında çok daha sağlıklı katkılar sunar. Yapılandırılmış oyun alanları ise çocukların yaratıcılıklarını sınırlayıp bireysel gelişim ve kolektif davranış yetilerinin gelişimini engeller.
Çocuklarda teknolojik bağımlılığa paralel bir şekilde yükselen hiperaktivite ve dikkat bozukluğu oranları dikkat çekici. Kır nüfusunun azaldığı ve şehir nüfuslarının arttığı ülke ve bölgelerde hiperaktivite ve dikkat bozukluğu olan çocuk ve yetişkin sayısında artış gözlenmektedir. Ülkemizde istatistiklere yansıyan hiperaktivite oranı çocuklar için %4 ila %9 arasında değişiklikler göstermekle birlikte son 10 yılda yaklaşık iki katına ulaşmıştır. Kaynağında psikososyal ve biyolojik etmenlerin etkili olduğu hiperaktivite problemlerinde asıl ürkütücü olan çocuklarda tedavi süreçlerinde ilaç kullanım oranlarının %60 ların üzerinde olması. Theodore Roszak tarafından geliştirilen Ekopsikoloji kavramı, modern psikolojinin içsel ve dışsal yaşamı birbirinden ayırdığını ve ekolojik bilinçaltını bastırdığını söylüyor ve doğanın bizim sağlığımız için ne yaptığını araştıran doğa terapisi çalışmalarında kapsıyor. Elbette doğa her zaman güzeldir ama her zaman şirin olmayabilir. Ancak her durumda doğa zihinsel hastalıkların sağaltımında en önemli ilaçtır. Her doğal alan sonsuz bir bilgi kaynağıdır ve dolayısıyla yeni keşifler için tükenmeyecek bir potansiyel içerir.
Doğadan kopuk yaşam, duyuların tek yöne odaklanmasına, yalıtılmışlığa ve engellenmişlik hissine yol açar bu da kültürel otizm olarak tanımlanmaktadır. Doğa ile temas, çocuklar için dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyi azaltır ve bilişsel yetilerini geliştirir, depresyon ve olumsuz baskılara karşı dirençlerini artırır. Çocuk, doğada özgürlük, hayal gücüne yetecek büyüklük ferahlık ve mahremiyet bulur. Dolaysız doğa deneyimi ile doğa ile kurulan sağlıklı bağlar çocuğun iç dünyasını dış dünyasına bağlar. Doğa bütün duyuların kullanıldığı, yaparak yaşayarak öğrenilen yerdir.
Doğa bize kusurları da içeren bir kusursuzluk sunar.
Doğada bulunmanın ve doğa temelli eğitimin çocuklara sağladığı kazanımları şöyle sıralayabiliriz;
- Yaratıcılıklarını geliştirir
- Duyularının gelişimini sağlar
- Özgüvenlerini geliştirir, sezgilerini geliştirir
- Kolektif davranış güdüsünü ve dayanışma kültürünü besler, sabretmeyi öğretir
- Bireysel yeteneklerini farketmesini sağlar
- Bedensel yeteneklerini ortaya çıkarır ve gelişimini besler
- Bütün yaşam formları ile empati yeteneğini geliştirir
- Alçakgönüllülüğü öğretir ve huzur verir, sosyal iletişimi geliştirir.
- Hayal gücünü destekleyerek başarma kapasitesini artırır
- Bilişsel yetilerini geliştirir, bütüncül düşünmeyi destekler, sorumluluk duygusunu geliştirir.
- Psikolojik rahatsızlıkların sağaltımını sağlar
- Büyük problemleri çözmek için parçalara ayırarak çözüme gitme prensibini öğretir, problem çözme yeteneğini geliştirir.
- Dijital bağımlılığı azaltır.
- Diğer yaşam formları ile bağlantı kurabilme kapasitesi gelişir
Amerikan psikolog Howard Earl Gardner, ortaya attığı çoklu zeka kuramı ile çocukların zeka çeşitlerini 8 katagoriye ayırmıştır.
- Dil zekası
- Mantık matematik zekası
- Mekan zekası
- Beden hareket zekası
- Müzik zekası
- İlişki zekası
- İçgörü zekası
- Doğa zekası
Bu kurama bağlı olarak Howard Earl Gardner, sekizinci sıradaki zekaya sahip çocuklar için güçlü becerilere sahip olma, varlıkları kolaylıkla ayırt eder ve sınıflandırabilme, açık hava etkinliklerini adaptasyon, baskın örüntüleri kolayca fark edebilme, hayvan ve bitkilere değer değer verme, detayları fark edebilme, kayıt tutma, yüksek farkındalık, doğayı kolay öğrenme yetenekleri tanımlamıştır.
Doğadan kopmuş ve yabancılaşmış olan çocukların yaşadıkları sorunları tanımlamak için Richard Louv “Doğa yoksunluğu sendromu” tanımını yapmıştır. Çocukların sağlıklı zihinsel ve bedensel yeteneklere sahip olabilmeleri için doğada yapılandırılmamış ya da yarı yapılandırılmış alanlarda vakit geçirmeleri gerekmektedir. Çocukların doğada geçirecekleri zamanın anlamlı olabilmesi için ise planlanmamış düş zamanlarına ihtiyacı vardır. Çocukların doğada geçirdikleri zaman bir kayıp değil sağlıkları için bir yatırımdır.
Çocukları kapalı mekanlarda tutmak bazı tehlikelerden korunmasını sağlayabilir ama fiziksel ve psikolojik sağlık riskleri, çocukların toplum kavramları ve algılarıyla ilgili riskler, özgüvenleriyle ve gerçek tehlikeyi ve güzelliği sezme yetileri ile ilgili riskler gibi başka riskleri artırır. Çocukların doğadaki yerini unutması, yaşamlarının bağlı olduğu büyük örgüyü unutması anlamına gelir.
Bütün bu gerekçelerle varolan sorunların çözüm yollarını bulabilmek ve çözümün somut bir parçası olabilmek adına doğa ile çocuğun yeniden kavuştuğu yere giden bir yol olabilmek için MoniBostan Ekolojik Çocuk Kampüsü düşünülmüş tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir.
2.1) Çocuğun ve doğanın yüksek yararını gözeterek doğa temelli eğitimin geliştirilip yaygınlaştırılması
MoniBostan’ da çocuklar ile ilgili tüm çalışmalar ilkesel olarak iki temel önceliğe dayanmaktadır.
- Doğanın yüksek yararı
- Çocuğun yüksek yararı
Bu temel ilkelerle birlikte çocuklarla alanda çalışma yapılırken dikkat edilecek hususları da şöyle sıralayabiliriz.
- Çocuklar arasında hiçbir türlü ayrımcılık yapılmaz
- İstismar ve şiddetin hiçbir türü asla kabul edilemez
- Her kişinin mahremiyet hakkına saygı duyulur
- Bir çocuğun yapabileceği bir eylemi onun yerine başka bir yetişkin yapmaz
- Bir yetişkin tek bir çocukla baş başa kalmaz
- Kültürel duyarlılıklara önem verilir
- Çocuklar yapmak istemediği şeyi yapmaya zorlanmaz
- Çocuklara tutması imkânsız söz verilmez
- Çocuklara sevecen gibi gözüken yetişkin sıfat ve benzetmeleri ile hitap edilmez
- Çocukların kimliği belli olacak şekilde kamuya açık paylaşım yapılmaz
- Çocuk bölümüne görevi olmayan yetişkin girmez
- İnsan merkezli değil tüm canlıları eşit gören anlayışa göre hareket edilir.
Bu ilkeler rehberliğinde çocukların doğada vakit geçirerek keşfederek gelişimlerini sağlaması ve doğanın çocuklara olan faydalarının sağlanması için 12 aylık her ayın temasının olduğu bir etkinlik programı hazırlanmıştır.
Okulların eğitim öğretim sezonu boyunca tematik başlıklar çerçevesinde MoniBostan’a düzenli olarak gelmesi için program içerikleri bu tematik başlıklara göre oluşturulmuştur. Her ayın temasına ilişkin EkoRehberlerin yararlanacakları bir etkinlik kılavuzu hazırlanmış olup çocuklarla ilgili ayın temasına ilişkin çalışmalar bu kılavuzun rehberliğinde yapılmaktadır. Etkinlikler hava durumuna göre farklılık göstereceğinden dolayı her türlü hava koşulunu karşılayabilmek için kapalı ve açık havaya uygun yeterli çeşitlilikte etkinlik havuzu oluşturulmuştur. İlgili ayın teması ile ilgili farkındalığın artması için temaya çocuk alanı içerisinde 6 adet pano yapılmıştır. 80*120 ebadında yapılmış olan bilgi panolarında o ayın konusuna ilişkin görsel içerikler oluşturulmuştur. Doğa temelli eğitim yaklaşımında temel amaç çocuğun didaktik yöntemlerle bilgi öğrenmesi değil doğa ile bağ kurması olduğu için öncelik çocuğun doğada MoniBostan da onlar için hazırlanan serbest alanlarda özgürce koşup eğlenip oyunlar oynamasının sağlanmasıdır. Bu nedenle bilginin anlatılarak verilmesindense farkındalık oluşturacak şekilde çocukların oynarken keşfetmelerinin sağlanması önceliklendirilmiştir.
Kampüs alanında bulunan etkinlik bölümleri de buna göre dizayn edilmiştir. Çocuk alanında iki adet mil kumdan oluşan kum havuzu, çığlık tüneli olarak isimlendirilen iki adet tünel ve tünel üstü rampalar, dengede yürüyüş kütükleri, ipte denge yürüyüş güzergâhları, ahşap tırmanma ve iniş rampası, lastik kubbe, ahşap piramit, duyu yolu, el-ayak koordinasyon yolu, lastik yürüyüş yolu, kütüklü yol, gölet, göletin suyunun güneş enerjisi ile döngü yaptığı bir su yolu, zipline ve sevgi çiçeği labirenti bulunmaktadır.
6 adet atölyeye ev sahipliği yapan atölye sokağında ise sanat atölyesi, ahşap atölyesi, hayal atölyesi, mutfak atölyesi, su atölyesi ve bilim atölyesi olarak tanımlanmış ahşap tezgâhlar bulunmaktadır. Çocukların yaş gruplarına göre yaratıcılıklarını ve motor becerilerini geliştirmek üzere tasarlanan çeşitli ahşap lego ve oyuncaklar da bu alanda bulunmaktadır.
Bir diğer alan ise çocuk olimpiyatları alanıdır. Çocuk olimpiyatları alanı temel olarak üç bölümden oluşmaktadır.
- Tek kişilik olimpiyat sporlarının yapılabileceği bölüm
- Plaj voleybolu ve tırmanma duvarı bölümü
- Toprak futbol sahası bölümü
Çocuk olimpiyatları alanının arka tarafında yapılmış olan ağaçlı kamp alanı da yaz döneminde kamp kurulması için tasarlanmıştır. Çocuk alanında okulların ve tanımlı grupların sürekli kullanımına sunulmuş olan okul bostanları alanı bulunmaktadır. 9 farklı okul ve topluluğun kullanımı için olanak sağlayan alanların her biri 50 m2 olup içerisinde en az bir tane meyve ağacı ve 8 ayrı çeşit sezonluk bitki yetiştirilebilecek üretim bölümleri bulunmaktadır. Bu alanların her biri kampüsü kullanan okullara tahsis edilmekte olup mevsimine göre ürün yetiştirilmesi ile takip ve bakımının yapılması sağlanmaktadır.
Eğitim öğretim sezonu boyunca çocukların düzenli aralıklarla Ekolojik Çocuk kampüsünden faydalanmasının yanı sıra yaz döneminde ve hafta sonunda bireysel olarak katılan çocuklarla yaz okulu ve hafta sonu doğa okulu düzenlenmektedir. Yaz okulu programı esasen yıllık doğa temelli eğitim programının 10 günlük periyotlara indirgenmesi ile oluşturulmuştur. Yaz okulunun yaş aralığı 5 -12 yaş grubu olarak belirlendiği için etkinlikler de bu yaş grubu dikkate alınarak uyarlanmıştır. Okul ziyaretlerinden en temel farkı da çocukların tam gün boyunca MoniBostan’ da vakit geçirmeleridir.
Okulların tatil olduğu dönemde hafta içi düzenlenen yaz okulu programları sabah 09:30 da başlayıp akşam 16:30 da sona ermektedir. Bu süre içerisinde mühendislik, sanat, hareket, sosyal bilimler, mutfak, kültür ve doğa okuryazarlığı temel başlıkları altında gerçekleştirilen atölye ve etkinliklerle çocukların temel bilimler aracılığı ile doğa ile kurdukları bağın güçlendirilmesi amaçlanmıştır.
Günlük rutin döngüde çocuklar sabah 09:30 da açılış çemberi ile güne başlayıp kahvaltı öncesi kahvaltı hazırlığı için seradan sebzeleri, ağaçlardan meyveleri ve kümesten yumurtaları toplarlar ve MoniCafe’ de bu hammadde ile hazırlanan kahvaltılarını yaparlar. Kahvaltı sonrası organik atıkların ayrıştırılıp ilgili yerlere ulaştırılması çocukların sorumluluğundadır. Organik atıklar kedilere, köpeklere, solucanlara, tavuklara ve kompost alanlarına ayrıştırılarak verilirken çocukların atık döngüsü konusunda yaparak yaşayarak öğrenmeleri amaçlanmıştır. Gün içerisinde yukarıda başlıklarını sıraladığımız alanlarda en az iki etkinlik gerçekleştirilmekte ve kalan zamanlarda çocuklar MoniBostan alanında istedikleri yerde vakit geçirmektedirler. Gün boyunca çocuklar EkoRehberler tarafından yönlendirilmekte ve gözlenmekte olup öğle yemeği ve akşamüzeri atıştırmalığında da çocuklar atık yönetimini sağladıkları gibi yemek hazırlıkları ve yemek sonrası toparlanmaya da katkıda bulunmaktadırlar.
Günlük rutin döngü içerisinde çocukların bütünsel gelişimini destekleyen ve duyularına hitap eden faaliyetler gerçekleştirilir. Eğitim Öğretim sezonunun başlaması ile birlikte ise hafta sonları 3-12 yaş grubu çocuklar için yaz okulunun mevsimsel koşullara ve yaş dağılımına göre uyarlanmış hali ile hafta sonu doğa okulu programları uygulanmaktadır.
Kampüste ayrıca önceden planlanması ve uygunluk olması durumunda başta çocuklar olmak üzere kişi, kurum ve toplulukların özel gün kutlamaları da gerçekleştirilebilmektedir. Doğum günleri, özellikle çocuklar için son derece önemsenen, arkadaşları ve sevdikleri ile birlikte kutladıkları onlar için yılın en özel günüdür. Her şeyin metalaştırıldığı mevcut sistemde bu özel günlerde yaşanacak sevinçler de suistimal edilmektedir. Çoğunlukla kutlamaların yapıldığı diğer alanlarda çocuklar doğadan ve sosyal çevresinden izole edilmiş yapay organizasyonlar yapılmaktadır. Oysa bu günler tam da çocukların özgürce kendilerine ait olan bir alanda koşup oynayacakları, hep beraber doğa ile kurdukları bağı güçlendirerek mutlu olacakları günlerdir. Bu sebeplerden dolayı MoniBostan’ da çocukların doğum günü kutlamaları çocuğu merkeze alan ve bütün çocukların mutlu olacağı bir biçimde neşe içerisinde gerçekleşir.
MoniBostan’ da çocuk ve yetişkinler için her türlü etkinlikte, farklı biçimlerde kullanılabilecek en önemli araçlardan bir tanesi de oyantiring faaliyetidir. Haritada yön bulmayı teşvik eden, doğada hareket kabiliyetini artıran ve duyulara hitap eden bir spor dalı olan oryantiring, çocuklar için de son derece yararlı bir araç olarak kullanılabilir.
MoniBostan Ekolojik Çocuk Kampüsü içerisine 60’ dan fazla sabit istasyon noktası eklenerek, alan bir oryantiring parkuruna dönüştürülmüştür. Haritada sıralamaların verilip çocuğun bu sırayı takip etmesi, sorulara verilecek yanıtlara göre bir sonraki istasyonu bulması, zamanı doğru kullanarak eğlenceli bulmacalar çözmesi, sonunda hazine bulacak şekilde oyunlar oynaması dahil sonsuz versiyonda etkinlikler yapılabilmektedir. Aynı şekilde 3 yaş grubu çocuktan tam yetişkin bireye kadar eğlenerek farkındalıklarının artırılmasını sağlayacak her türlü etkinlikler yapılabilmektedir. Oryantiring parkuru ve oluşturulan içeriklerle yapılan rotalar hem yıllık doğa temelli programın, hem yaz ve hafta sonu okulunun hem de her türlü düğer toplu etkinliklerin bir parçası haline dönüştürülmüştür.
2.2) EkoRehberlik mesleğinin tanımlanıp yaygınlaştırılması
Çocukların doğa ile baş başa kaldıkları zaman doğada karşılaştıkları risk ve tehlikeler bulunmaktadır. Doğa her zaman şirin bir yer değildir ancak bu risk ve tehlikelerin de bizi doğaya yabancılaştıran bir araç olmaması için çocukların doğru yönlendirilmesi gerekmektedir. MoniBostan başta olmak üzere yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış alanlarda doğada bulunan çocukların kolaylaştırıcı olarak bir yetişkin gözetiminde olmalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Dünya Yaşasın Derneği olarak bu görev tanımını tanımlı bir mesleğe dönüştürmek üzere 2023 yılından beri çalışmalar yürütmekteyiz. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Mesleki Yeterlilik Kurumu’na yapılan müracaat sonucu yürütülen bürokratik işlemlerde oldukça fazla mesafe katedilmiştir. Mesleki Yeterlilik Kurumu’na 06.06.2023 tarihinde yapılan ilk başvuru sonrası ile 06.03.2024 Tarihinde MYK ile Dünya Yaşasın Derneği arasında Seviye 5 meslek standardının oluşturulması için protokol imzalanmıştır. Bürokratik ve yasal sürecin devam ettiği EkoRehberlik mesleğinin tanımlanması sürecinin 06.03.2025 tarihinde tamamlanması öngörülmektedir.
2022 yılından itibaren Monibostan bünyesinde çeşitli vesilelerle EkoRehber temel eğitimleri ve EkoRehber eğitimleri gerçekleşmektedir.
56 saat yüzyüze teorik eğitimin ardından EkoRehber adaylarına en az teorik eğitim kadar çocuklarla doğada pratik tavsiye edilmekte olup MoniBostan bünyesinde bu eğitimi alan EkoRehber adayları kampüs içerisinde çocuklarla pratik eğitimi tamamlama şansına sahip oldular.
EkoRehberlik mesleğinin tanımlanmasının ardından sadece MoniBostan bünyesinde çocuklarla çalışma yapanlar açısından değil, herhangi başka bir alanda doğada çocuklarla çalışma yapacaklar için de son derece faydalı bir teorik eğitim gerçekleşmektedir. Temel teorik eğitimleri alan EkoRehber adaylarının doğa temelli eğitimin temel yaklaşımı ve temel ekoloji bilgisi konusunda yeterli alt donanıma sahip olması hedeflenmektedir.
EkoRehber meslek standartlarının oluşması ile birlikte bu alanda çalışma yapmak isteyen eğitimci ya da başka meslek grubundan olan çok sayıda kişi EkoRehberlik meslek belgesi alarak çok çeşitli alanlarda istihdam olanaklarına kavuşacaktır. MoniBostan bünyesinde çeşitli vesilelerle EkoRehber eğitimi almış olan özellikle eğitim fakülteleri son sınıf öğrencilerinin çok büyük kısmı doğa temelli eğitime yatkın kurum ve kuruluşlarda istihdam edilmiş olup MoniBostan’ ın kapasitesi oranında kampüste de profesyonel olarak çalışma olanağı bulmuşlardır.
Bu çerçevede MoniBostan ve Dünya Yaşasın Derneği EkoRehberlik mesleğinin içeriğinin zenginleşmesi, yaygınlaşması ve doğa temelli eğitimin yaygınlaşması için her türlü kurum kuruluş ve akademik camia ile ortak çalışmalar yapma niyetindedir.
2.3) Doğa temelli eğitimin ulusal müfredatta etkin bir biçimde yer almasının sağlanması
Doğa temelli eğitim ülkemizde çok sınırlı alanlar ve az sayıda kurum dışında yaygın bir biçimde benimsenmemiştir. Özellikle kuzey Avrupa örnekleri çokça gündeme gelmekte ancak Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında ve uygulamalarında yer bulamadığı gibi okul öncesi yaş grubundan itibaren çok sayıda bulunan özel eğitim kurumları bünyesinde de maalesef çok yer kaplamamaktadır.
Özellikle okul öncesi kurumlar ile kreş ve gündüz bakımevi olarak işletilen kurumlarda okul dışı etkinliklerin hem veli beklentisi ve alışkanlıkları açısından hem de müfredat açısından daha fazla olması beklenmektedir.
Okul öncesi alanında faaliyet gösteren özel eğitim kurumlarının çok az sayıda istisna olanları hariç olmak üzere doğa temelli eğitimi müfredatlarının bir parçası haline getirmedikleri, çocukları okul dışı etkinlik olarak doğaya götürmedikleri gözlenmektedir.
Son yıllarda kreş ve gündüz bakımevi işletmelerinin hatırı sayılır bir kısmını artık büyük kamu veya özel kurumların çalışanlarının çocukları için kurulmuş olan kreşler ile yerel yönetimler tarafından açılmış olan kreşler oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerin bu alanda çalışma yapıyor olması umut verici olarak değerlendirilse de kamusal hizmet yapan bu kurumların eğitim içerikleri ve uygulamaları açısından örnek teşkil etmesi beklenirdi. Oysa yine birkaç iyi örnek dışında olumlu örnek oluşturacak program ve uygulamalar geliştirilememiştir.
Yerel yönetimlerin doğa temelli eğitimi desteklemesi ve hem kendi kreşlerini bu doğrultuda düzenlemesi, hem de kentin ortak kullanım alanlarında bu doğrultuda düzenlemeler yapması konusunda Dünya Yaşasın Derneği ve MoniBostan tarafından çeşitli farkındalık çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmaların somutlaşmış biçimi olarak ta 31 Mart 2024 seçimlerinde yerel yönetimlere dönük bir açık çağrıda bulunulmuştur.
BİR NİSAN SABAHINA ÇAĞRI
Dünya Yaşasın Derneği ve MoniBostan olarak 31 Mart seçimleri için kent yönetimlerine talip olanlara ve sonrası kenti yönetecek olan yerel yönetim kadrolarına çağrımızdır.
GEREKÇE
Çocuğunuzu Doğaya Yönlendirin!(*)
İnsan doğa ilişkisi insanın iki ayağı üzerine kalkması ile birlikte önce tarım toplumuna ve yerleşik hayata geçişle, ardından endüstriyel devrimle birlikte derin sıçramalar yaşayarak köklü rol değişikliklerine uğramıştır. 10-15 bin yıldır yaşanan bu süreçle doğanın bir parçası olan insan sürekli doğadan uzaklaşmış, kendisini yanlış konumlandırarak doğaya yabancılaşmıştır.
Bu yabancılaşma özellikle son 50 yıldaki teknolojik gelişmelerle iyice derinleşmiş ve insanın doğaya karşı orantısız güç kullanımına kadar varan bir kopuş sürecine dönüşmüştür.
Bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve artık doğrudan etkilerini yaşamaya başladığımız iklim krizi, önümüzdeki kısa vadede daha can yakıcı sorunlarla karşımıza çıkmaya devam edecektir. İklim krizi ile mücadele etmek için toplumsal düzende anlayış değişikliklerine ihtiyaç olduğu gerçeği aşikardır.
Kapitalizmin kendi yarattığı bu krizi kar odaklı ve sermaye öncelikli bakış açısı ile çözmesi de mümkün değildir. Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde daha fazla kar hırsı için doğa katliamları yapılırken insanlar dahil canlı cansız bütün varlıkların temel hakları göz ardı ediliyor, aynı zamanda dünyaya telafisi imkansız yaralar açılmaya devam ediliyor. Sorunların kaynağında duran batı medeniyeti ise bir yandan yeşil boyama ile sorunları çözmeye çalıştığını iddia ederken diğer yandan dünyanın “öteki” yerlerinde doğa katliamlarına devam ediyor. Yaşanan bu kıyım ve yıkım sürecinden, karbon salınımından suyun hoyrat kullanımına, tarımsal zehir endüstrisinden enerji tüketimine kadar başta kırılgan gruplar olmak üzere toplumun bütün kesimleri nasibini almaktadır.
Ekonomik, sosyal, siyasal ve konjonktürel nedenlerle toplumun çeşitli kesimleri bu süreçten farklı farklı etkilenmekle birlikte yaşanan süreçten en çok etkilenen kesim maalesef çocuklar olmaktadır. Özellikle büyükşehirlerde doğmuş olup yaşamını beton yığınları arasında insan doğasına yabancı bir şekilde sürdüren çocuklar iklim krizine karşı en kırılgan kesimi oluşturmaktadır.
*Pestalozzi
Çocuğun doğaya-doğanın da çocuğa ihtiyacı var!
Çocukların erken çocukluk dönemlerinden itibaren özellikle okul öncesi ve ilköğretim döneminde doğa ile bağlarında oluşacak her zafiyet, çocuğun gelişim döneminde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Çocuklarda doğa yoksunluğu bilişsel, fiziksel, zihinsel, psikolojik ve daha birçok yönden olumsuz etkilere yol açmakta, uzun vadede gerekli nefes alma araçları geliştirilmez ise telafisi olanaksız sosyal problemler ortaya çıkarma potansiyeli taşımaktadır. Doğa yoksunluğu, çocuklarda ölçülebilir olarak
- Hiperaktivite
- Duyuların körelmesi
- Sosyal iletişim problemleri
- Obezite
- Dikkat dağınıklığı
- Odaklanamama
- Olgular arası bağ kuramama
- Öğrenme güçlüğü ve daha birçok sorunu tetiklemekte, bunun yanı sıra ikincil ölçülemez onlarca sorunun da kaynağı olmaktadır.
Çocukların doğa ile sağlıklı bağ kurmasını sağlayacak zeminlerin yaratılması ise yaşanan yabancılaşma çağında bir nebze nefes almalarını ve buna bağlı olarak zihinsel ve bedensel gelişimlerini destekleyecektir. Duyuları ve sezgileri güçlenen, yaratıcılıkları gelişen, özgüvenli büyüyen çocukların bütüncül sağlığı iyileşecektir.
Bunları yapmadığımız her durumda bizim yarattığımız sorunlarla çocukların baş etmesini beklemek, onların omuzlarına taşıyamayacakları bu yükü vermek çocuklara yapılacak en büyük kötülüktür.
Akranları ile sosyal ilişkiden yoksun, korunaklı alanlarda apartmanlar arasında yetişen bir nesilden sosyolojik olarak sağlıklı bir toplumsal gelişim süreci bekleyemeyiz.
Yerel yönetimlere aday olan ve seçilecek olan kadrolara çağrımızdır!
Yaşanan onca sorunun çözüm mercii elbette merkezi siyasal iktidardır. Ancak yerel yönetimleri elinde bulunduran-bulunduracak olan kadroların olanakları çerçevesinde yapabilecekleri çok şey olduğunu düşünüyoruz.
Onca önemli sorun arasında kaynamasını istemediğimiz, çocukla doğa arasındaki bağın çocuğun ve doğanın yüksek yararı gözetilerek güçlendirilmesi için atılması gereken adımları ve faaliyetleri aşağıda maddeler halinde sıraladık.
- Yerel yönetimlerin işletmekte olduğu kreş ve gündüz bakımevleri eğitim programları “doğa temelli eğitim” ekseninde baştan aşağı yenilenmeli, doğa ile bütünleşik, çocuğu ve doğayı merkeze alan bir anlayışla yeniden oluşturulmalıdır.
- Yeni park ve sosyal donatı alanlarını tasarlarken enerji ve suyun hoyratça harcandığı tüketim odaklı değil, biyolojik çeşitlilik ve doğa dengeleri gözeten ekolojik yöntemlerle tasarlanmalıdır.
- Mevcut parklar kademeli olarak aynı anlayışa göre yenilenmelidir
- Belediyelerin bünyesindeki bütün parklar ve sosyal donatı alanları okul öncesi ve ilköğretim yaş grubu çocukları başta olmak üzere tüm çocukların doğa ile bağ kuracak, doğa temelli eğitimlerini gerçekleştirebilecek şekilde tasarlanmalıdır
- Bütün okulların bu alanlarda periyodik olarak doğa temelli bir müfredat çerçevesinde bulunmaları önce mekânsal olarak, ardından lojistik olarak toplumcu sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde sağlanmalıdır
- Mevcut okulların özellikle bahçe kısımlarının aynı anlayış çerçevesinde yeniden tasarlanıp gerekli revizyonların yapılması yerel yönetimlerin destekleri ile sağlanmalıdır.
- Okulların programlarında ve işletmelerinde tüketimin azaltılması, enerji ve su tasarrufu, sıfır atık, ileri dönüşüm gibi konulardaki çalışmaları bütünsel olarak teşvik edilip desteklenmelidir.
Dünya Yaşasın Derneği - MoniBostan
Özel okul birlikleri, veli birlikleri ve ekookullar gibi topluluklar nezdinde müfredatların doğa temelli eğitime uyarlanması için ortaklıklar ve güç birlikleri yapılması için olanaklar yaratılmaya çalışılmış, alanla ilgili kongre, konferans ve seminerlere katılım sağlanarak görüş aktarılması yapılmıştır. Ankara İstanbul ve İzmir’ de çeşitli üniversitelerde konuyu ilgilendiren derslerde üniversite öğrencilerine dönük sunumlar yapılmış, yine Ankara’daki bazı üniversitelerin bazı bölümlerinin derslerini açık alanda MoniBostan’ da yapmaları sağlanmıştır.
2.4) MoniBostan alanının doğa temelli eğitime hizmet edecek şekilde bütüncül tasarımının tamamlanması
MoniBostan Ekolojik Çocuk Kampüsü 2025 yılı başına kadar yapılan düzenlemelerle özellikle çocuklar için hem özgürce oynayabilecekleri, hem de doğa ile bağlarını güçlendirebilecekleri bir alan haline dönüşmüştür. Mevcut durumun daha bütüncül tasarımı ve işletmenin bu bütüncül tasarım doğrultusunda kurgulanması ile birlikte uzun vadede daha sürdürülebilir bir yapı oluşturulması hedeflenmektedir.
Bunun için Ekolojik Çocuk Kampüsü’ nün yaşayan bir EkoMüze ye dönüştürülmesi planlanmaktadır. EkoMüze, doğa ve kültürün iç içe geçtiği bir anlayışla, hem çevresel hem de kültürel mirası koruma amacını taşıyan, doğa dostu ve sürdürülebilir bir müze modelidir. Bu kavram, geleneksel müzecilik anlayışından farklı olarak, doğa ile etkileşim içinde olan, yerel halkın katılımını teşvik eden ve doğal varlıkları koruyan bir yaklaşım sunar. EkoMüzeler, ziyaretçilere sadece eserleri sunmakla kalmaz, aynı zamanda ekolojik bilinç yaratma, sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda farkındalık oluşturma ve doğal yaşamı yaşatarak koruma görevini de üstlenir. Bu sayede EkoMüzeler, kültürel ve doğal değerlerin gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır.
MoniBostan Ekolojik Çocuk Kampüsünde bugüne kadar tasarlanarak yapılan bir çok alan ve materyal, oluşacak olan EkoMüze nin bir parçası olacaktır. Mevutların yanı sıra doğa tarihi, antropoloji, biyoçeşitlilik, zooloji ve bir çok alanda yapılacak olan istasyonlarla çocuklar için alanı kullanırken karşılaşacakları zengin bir altyapı oluşturulacaktır.
Tarihsel süreçte Ankara’nın nüfusu, özellikle Cumhuriyet dönemi ve başkent oluşundan bu yana sürekli artmıştır. Bu süreçte, özellikle kırdan kente olan göçler nedeniyle zaman zaman kontrolsüz bir nüfus artışı yaşanmıştır. Son 50 yıl içinde ise, çarpık kentleşme nedeniyle hem doğal yaşam yok olmuş hem de kent sakinlerinin yaşam kalitesi ciddi şekilde düşmüştür. Kent estetiği de bu süreçte sürekli olarak bozulmuş, Ankara, doğal ve yapısal dengesini kaybetmiştir. Bu hızlı ve düzensiz gelişim, şehrin hem çevresel hem de sosyo-kültürel yapısını olumsuz yönde etkilemiştir.
EkoMüze içerisinde oluşturulması planlanan “Yaşayan Ankara Hafıza Merkezi” ile mevcut duruma dikkat çekilerek farklı bakış açıları ile farklı yönlerden söz konusu olumsuz müdahaleler olmasaydı Ankara’nın ahvali çıkarılmaya çalışılacaktır. bu cümleyi anlamadım. Ankara’nın içerisinde onlarca dere akarken bunlar asfaltın altına alınmış, onlarca endemik bitki ve hayvan türü yok edilmiş, yeşil alanı sürekli azalmış ve kent meydanları özel araçlardan arındırılarak kamu hizmetine sunulması gerekirken ranta kurban edilmiştir. Bütün bu olumsuz sürecin yerine hafızalarımızdaki eski Ankara, doğa ve insan ile uyumlu kamu yararı doğrultusunda politikalar çerçevesinde doğanın yüksek yararı gözetilerek tasarlanarak bugüne gelinseydi acaba nasıl bir kentte yaşıyor olacaktık? Yaşayan Ankara Hafıza Merkezi ile bu sorunun yanıtını müze katılımcıları ile birlikte arayacağız.
EkoMüze’ de Yaşayan Ankara Hafıza Merkezi’nin yanı sıra asgari olarak aşağıda sıralanmış olan istasyonların yer alması düşünülmektedir.
MoniBostan yabani bitkilerinden oluşan bir herbaryum
MoniBostan kültür bitkilerinden oluşan bir herbaryum
Böcek müzesi istasyonu
Olimpiyat tarihi istasyonu
Doğa tarihi istasyonu
İnsan evrimi istasyonu
İnsan toprak ilişkisi tarihi istasyonu
Toprak yapısı tanıtımı istasyonu
Tohum bankası istasyonu
Dinozor çağı istasyonu
Göbeklitepe istasyonu
Dünyanın oyuncakları ve oyuncak tarihi istasyonu
Canlılar ve yuvaları istasyonu
Görsel sanatlar sinema tarihi istasyonu
İklim biyosfer istasyonu
İnsan-Karbon-Enerji ilişkisi tarihi
Beş duyu istasyonu
Bu fikirlerin yanı sıra konunun uzmanları ile oluşturulacak bilimsel temelli bütüncül tasarımlarla EkoMüze hayata geçirilecektir.